|
Yazar ATALAY
|
|
Pazartesi, 03 Kasım 2003 |
Ahmed bin Hanbel soylu Arab kabilesi Nizar’a mensubtur. Dedesi Emevilerin Serash
valisidir. Ancak Ahmed babasını bile bilmez çünkü o daha küçük yaşta
iken vefat eder. Ama çilekeş anası ona hem analık hem babalık
yapar.
Biliyor musunuz Kur’an-ı kerim sırlarla doludur. Zeki bir çocuk onu 6
ayda hıfz eder (ezberler) Hafız olanların anlayışı
diğerleri ile kıyas edilemeyecek şekilde artar ve duyduklarını
zor unuturlar. Ahmed dahi öyledir. Henüz çocuk yaşta lügat, hadis ve fıkh okur.
Yaşına bakmadan Sahabe-i kiram ve Tabiin-i izam’dan gelen rivayetleri toplar.
Onun ciddiyetine, takvasına, sabrına, metanetine tahammülüne hayran olan
hocaları “Bu çocuğa dikkat edin” derler, “görün bakın o, ilimde hüccet
olacak”
Ahmed bin Hanbel o devir Bağdat alimlerinin önde gelenlerinde okur.
Mesela Hazret-i Huşeym ve Ebû Yusuf’un önünde oturur. Hafızası öylesine
berrak ve zekası öylesine kıvraktır ki yaşı 15’e
vardığında çetrefilli meseleleri ona sorarlar. Ama Ahmed ilme doymaz Basra,
Kûfe, Şam, Mekke ve Medine’de ne kadar âlim varsa tanışır ve
hepsinden hisse alır.
İlim uğruna...
İlim
öğrenmek sevda işidir. Mesela Abdürrezzak bin Hemmam’dan hadis
öğrenmek için taaa Yemen’e kadar gider. Burada parasız kalır.
Nakliyecilerle birlikte yatıp kalkar ve hamallık yapar. Ancak bu zaman
zarfında İmam-ı Zühri ve İbn-i Müseyyib yoluyla rivayet edilen ne
kadar hadis-i şerif varsa hepsini kayda geçer. Sadece bu hizmeti bir ömre
değer.
Ahmed bin Hanbel bir kere duyduğunu asla unutmaz. Ancak
bildiklerini kağıda geçirmekte çok titizdir. Notlarını parmak
ısırtacak bir mantıkla tasnif eder ki okuyanlar hayran olurlar.
Ahmed
bin Hanbel 300 bin hadis-i şerifi ravileri ile birlikte ezbere bilir. Yani “bu hadis-i şerif
filan hadise üzerine vaki oldu. O gün orada şunlar, şunlar, şunlar, vardi,
sonra bu hadis-i şerif’i tabiinden filanca duydu ve falanca âlim rivayet etti yahut kitaba
geçti diyebilir. İşin hoş yanı, o hiçbir hadis
yazmamıştır ki onunla amel etmesin.
Kürsüye
çıkınca
Ahmed bin Hanbel benzeri zor bulunan bir alim olmasına
rağmen kırk yaşına kadar kürsüye geçmez. Sadece dinler. Ancak
derse başladığı zaman yer yerinden oynar, talebelerinin
sayısı bir anda 5 bine varır ki bunların hepsi de memleketlerinin
önde gelenleridir. Mübarek derse mutlaka notlarıyla çıkar. Hadis-i şerif
rivayet ederken asla hafızasına (o muhteşem hafızasına)
güvenmez kelime kelime okur ve yazılanları kontrol eder.
Hâzâ
insan..
Ahmed bin Hanbel Hazretlerinin bakmaya doyulmayacak güzellikte bir çehresi
ve huzur veren bir sesi vardır. Fukara ile oturur, çocuklarla muhatap olur. Sıradan
biri (köleler, yaşlılar ve hastalar) “çağırın gelsin”
dediğinde onları kırmaz, yanlarına gider. Aceleci değildir, rahat
ve rahatlatıcıdır. Merasimden hoşlanmaz, camiye sessizce girer ve
bulduğu yere çöker. Ahmed bin Hanbel Hazretleri Kur’an-ı kerim okumaktan
anlatılmaz bir tad alır ve gece namazlarını asla bırakmaz.
Çoğu günler oruçludur ama iftarlık aramaz. Eğer, lokmasını
banacak kadar sirke buldu mu şükreder. Elbisesini ucuz kumaşlardan
yaptırır, “ölecek kimse için bunlar çok bile” der.
Küflü zindanlar
Ahmed bin Hanbel Ehl-i sünnet itikadından zerre kadar
taviz vermez. Birara mu’tezile fırkası mensupları halifeye tesir ederler.
İmam-ı Hanbel “Kur’an-ı kerim Allah-ü teâlâ’nın
kelâmıdır, mahluk değildir” dediği için hapsedilir. Tam iki sene dört ay
küflü zindanlarda işkence görür ama hak bildiğinden dönmez.
Ne hikmettir
bilinmez mezhep imamlarımızın hepsi de zulme uğrar ve mutlaka
demir parmaklıkların ardına kapatılırlar.
Ahmed bin
Hanbel bir Cuma günü vefat eder. Bağdat’a insan yağar. Halk evlerinin
kapısını açar, uzaklardan gelenleri ağırlarlar. Cenazeye
kuşlar gölge yapar, bazıları gövdelerini tabuta vurur, bazıları
kendini yerlere atarlar. Görülecek bir merasimdir, o gün pek çok Yahudi ve Hıristiyan
saflarımıza katılırlar.
Ahmed bin Hanbel Hazretlerini rüyada
görenler olur. “Sana nasıl muamele olundu?” diye sorarlar. “Şükürler olsun nimetler
içindeyim” buyurur, “Sadece Kur’an-ı kerime Allah kelâmıdır demem
kurtulmama yetti.”
Ayrılık olmasaydı
İmam-ı
Hanbel topladığı hadislerin çoğunda Abdullah bin Mübarek ismi ile
karşılaşır ve bu zata hayran olur. Zira kaleminde bir ihlas kokusu
vardır ve akıllara durgunluk verecek kadar tertipli çalışır.
Hatta sırf onun sohbetine kavuşabilmek için nice uzak memleketlere gider ama
buluşamazlar. Oğullarına hep onu anlatır ve onun gibi
olmalarını öğütler.
Bakın şu işe ki Abdullah bin
Mübarek de bir İmam-ı Hanbel hayranıdır. Hani “âlimin
kıymetini âlim bilir” derler ya, sanki bunların cesedleri ayrıdır ama
yürekleri bir atar.
Bir gün kapı vurulur. İmam-ı Hanbel Hazretleri’nin
oğlu açar. Geri döndüğünde sevinçten uçacak gibidir. “Baba müjde” diye
haykırır “Abdullah bin Mübarek Hazretleri kapıda.”
-Sakın
içeri alma!
-Anlayamadım?
-Sana sakın içeri alma
dedim.
-Nasıl olur ömrünüz onun hasreti ile geçmedi mi?
-Evet, ancak
ayrılık olmayan yerde buluşsak güzel olacak. Korkarım gittiğine
dayanamam.
Oğlu kapıya döndüğünde büyük veliyi göremez.
İhtimal ki ayrılığa dayanamayacaklardan biri de
odur
Buyurdular ki:
“Sizi sizde olmayan meziyetlerle metheden, sizi sizde
olmayan kötülüklerle zem eder”
“İstediklerini vermediğiniz zaman
kızan ve küsen hakiki dost değildir.”
“Hatasız dost arayan,dostsuz
kalır.”
“Kibir taşiyan kafada,akil aramayin.”
“Medh
edilmektenhoşlanan ahmaktir.
“İnsana az bir mal yetişir.Çok mal ise
kâfi gelmez.”
|