|
Yazar ATALAY
|
|
Pazar, 13 Kasım 2005 |
Mahallemizdeki camide namaz bittikten sonra cemaat teker teker ellerini bağırlarına koyuyor
ve
imamı adeta selâmlayıp öyle ayrılıyorlar. Imam da buna aynıyla mukabale ediyor. Bu
hareket
doğru mudur? Değilse, böyle doğru olmayan cami içi hareketler
nelerdir?
Yerleşen her
bid'at karşılığında bir sünnet gider. Bu gerçeği hiç
unutmamak gerekir. "Her bid'at da
dalâlettir." "Resûlullah'ın getirdiği dinde bulunmadığı
halde, dindenmiş gibi yapılan her davranış
merduttur", yapanın yüzüne çarpılır.
Maalesef, camilerimizde, mescidlerimize çeşitli bid'atler
işlenmektedir ve muhtemelen çoğu
iyi niyetle yapılan bu bid'atlar, sünnetlerin oralardan
çıkarılmasından başka da bir şeye
yaramazlar. Bunlardan bazılarını saymaya çalışalım.
1.
Dediğiniz gibi, namazdan
sonra, Imam henüz mihrapta iken, eli göğüse getirmek suretiyle
selâmlama faslı. Bu,
bid'atliğinin yanında başka dinlerde ibadet olan bazı haraketleri de akla
getiriyor. Ayrıca
yapmayanlar, Imam efendiye dargınlığı var, zannedilecek diye sıkıntıya
düşüyorlar. Bu
davranış namaz sonrası serbestliği ortadan kaldırarak, ibadete bir merasim
havası
veriyor.
2. "Kâmetten" önce "Ihlas suresi" ya da daha başka şeyler okumak.
Camide Kur'an okumak ve dinlemek elbette güzel bir davranıştır ve bu sadece camiye de
has
değildir. Ama sünnetle farz arasında, sanki namazın ya da müezzinliğin
gereklerindenmiş gibi
okunması bid'attır. Bu tür okuyuşlar zaten kliseleşmis hale geldikleri
için kimse onları, şuuruna
vararak Kur'an gibi dinlememektedir. Bazı yerlerde buna başka
ayetler veya başka sureler de
eklenir. Bunların bid'at olduğunun en açık delili; bunlara
alışılan camilerde bir defa terkedilecek
olsalar, hemen tepki görmeleriyle müezzinliğin
eksik olduğu sanılmasıdır.
3. Farzdan
sonra müezzinlerin -Istanbul'un bazı büyük
camilerinde olduğu gibi- koro halinde tesbihleri
okumaları, "âmin, âmin, âmin" diye
bağırmaları, mesnun ve me'sür olmayan bir takım nakaratlar
söylemeleri, Hatta
"Ayetel-Kürsî" ve herkesin kendi başına yapması gereken tesbihati yüksek
sesle ve
bağırarak okumaları, böylece cemaati bunları okumaktan mahrum etmeleri ve onları
kendi gürültülü seslerini dinlemek zorunda bırakmaları. 4. Namazlardan sonra, namazın bir
tetimmesi olarak, herkesin herkesle musafaha etmesi. Musafaha aslında sevgi doğurucu
bir
sünnet olmakla beraber, namazlardan sonra, namazın bir parçası ve bütünleyicisi gibi
icra
edilmesi, ibadete bir katma anlamı taşıdığından bid'at olmuş olur.5. Cumanın iç
ezanından önce
çeşitli salatü selamlar ve temennalar okumak.6. Erzurum ve havalisinde
olduğu gibi,
ezanlardan sonra "salâ" okumak. (Bunun bid'at haline geldiğinin güzel bir
delili, bir hatıramdır:
70'li yılllarda Erzurum'da talebe iken, bir gün müezzin bulunmadığı
için, muhterem Hocam
Mehmet Tavlas'ın imamlık yaptığı Gez Camiinde bir ezan okumuş
ve beceremem endişesiyle
"sala"yı terketmiştim. Namazın hemen peşinden ve caminin
içinden cematten biri tarafından
"Sen bu dini bozmak mı istiyorsun!?" diye ciddi bir
hücüma uğradım. Milletin araya girmesiyle
tartaklanmaktan kurtuldum.) Bunlar
camilerimizde işlenen bid'atların ilk aklımıza gelenleridir.
Başka münasebetle,
başkalarından da söz edeceğiz. Ancak şunu da bilmek gerekir ki, Kâtip
Çelebi'nin de
israrla anlatmaya çalıştığı gibi, avam bunlara farzdan daha çok değer verirler ve
kaldırılmalarına asla müsaade etmezler. Bu yüzden adeta "dinde devrim" gibi gelecek
tarzda
bunların üzerine sertçe gitmeli, şuurlu imam ve müezzinlerin bunları yavaş yavaş,
tedricen
kaldırmaları gerekir. Bir büyüğümüzün dediği gibi, "Bunlar folklor müslümanlığı
çıkıncaya kadar
olmayan, ondan sonra ortaya çıkan adetlerdir." Ve ibadetlerin adeta
dönüşmüşlüğünü
gösterirler. Bu konularla ilgili olarak şu kaideyi akılda tutmak yararlı olur:
"Eşyada aslolan
ibahadır, ibadetlerde aslolan ise men'dir. Çünkü ibadet koyma yetkisi
sadece şarı'e has bir
keyfiyettir.
|