|
DUA, ZİKİR,NAFİLE
TESBİHİ
SESLİ OKUMA |
|
|
|
|
Yazar ATALAY
|
|
Pazar, 13 Kasım 2005 |
Bugün camilerimizde "tesbihat" namazdan sonra ve
müezzinin önderliginde
topluca yapılmaktadır. Bu, sünnete uygun mudur? Peygamberimiz
devrinde nasıl yapılırdı? Yine
bugün camilerimizde namazdan önce ihlasların okunması
sünnete uygun mudur? Bir de
müezzinin görevleri hakkında bilgi verir
misiniz?
Bütün hadis ve fıkıh kitaplarımızın
"Salat" yani namaz bölümlerinde
"Namazın arkasından Dua" bahsine bakıldığında şu anda
yapılmakta olan duaların
hemen hemen hepsinin aslının bulunduğu görülür. "Istiğfar" (üç kere),
"Allahümme
entesselam...", "Ayetülkürsî", tesbih, tahmîd, tekbîr, tehlil, elleri kaldırmak ve dua
bunların en meşhur olanlarıdır. Bizim sözünü ettiğimiz kitaplardan gördüğümüz kadarıyla
Resûlüllah Efendimiz namazların arasında cemaate dönmüş ve duada bulunmuşlardır.
Ancak
"tesbihât" müezzin ya da bir başkasının öncülüğünde yapılmamıştır. Efendimizin,
"Kim
namazdan sonra şu kadar tesbih söylerse" şeklindeki hadislerinden şu olmalıdır.
Bunları
herkesin kendi başına, düşünerek ve hatta en iyisi gizlice söylemesi istenmiştir.
Sonraları
Kur'ân diliyle dua vs. okumayı beceremeyen yabancıların müslüman olmasıyla
alimlerimiz,
cemaate öğretme gayesiyle imamın bu tesbihati seslice söylemesinde beis
olmadığını
söylemişlerdir. Ancak bu dua ve tesbihatin her birilerini herkesin söylemesi
müstehap
olduğundan, günümüzde uygulanan biçimiyle cemaatin sadece tesbihleri
okuyup diğerlerini
müezzinin söylemesi sünnete uygun değildir. Herkes, söyleyebiliyorsa
müezzine uymayı gerekli
görmeden, söyleyemiyorsa müezzinle beraber ve de düşünerek
bu duaları okumalıdır.
Müezzinin yaptığı sırf bir hatırlatmadır ve bunu aslında imamın
yapması daha uygundur.
Müezzinlerin tesbihattan önce ilave ettikleri "bi kemâli zâtihi..."
vb. sözlerse sünnette aslı
olmayan lüzûmsuz ve bid'at sözlerdir. Özellikle Ramazan'da
bazı Istanbul camilerinde yapıldığı
gibi müezzinlerin bir sürü gazel okuyup "ses şovları"
yapmaları ve tesbihati koro halinde
okumaları, ihlâsı ve duanın ruhunu öldürücü
tezahürlerdir. Bunda en büyük etken;
mevlütçülüge pazar arama sevdası olmalıdır.
Namazdan önce "ihlas" okumaya gelince: Ihlâs
suresi Kur'ân'dan bir parça olmakla pis
olmayan her yerde okunabilir. Namazdan öncesi de bu
yerlerdendir. Ancak sanki namazı
ikmâl eden ve namazın gereklerinden olarak görülüp, kabul
edilirse; yani günümüzde
olduğu gibi; okunması sünnete aykırıdır, bid'attır. Üstelik bunda
sünnet kılanları teşvik
kerahati de vardır. Ancak "'namazın bir parçası gibi görülmesi"
meselesine çok dikkat
etmek gerekir. Yoksa dediğimiz gibi "ihlâs" okumakta haddi zatında bir
beis yoktur. Ihlas
gibi olan şeyleri de buna kıyas etmek gerekir. Bu yüzden Ibn Abidîn:
"Herhangi bir
mübahın yapılması, cahil halk tarafından sünnet ya da vacipgibi görülecekse onu
yapmak mekruh (haram) olur" (Ibn Abidin el-Ukudü'd-dürriyye, N/304) demiştir. Bende
canlı bir
misalini kendi hayatımdan vereyim. Erzurum'da ezanların ardından, ezanın bir
devamı imiş gibi
"Salat-ü selâm" okunur. Bendeniz bir defasında muhterem hocamın ders
okuttugu Gez
camiinde ezan okumak zorunda kalmış ve beceremeyeceğim için de
"salât-ü selâm" ı
bırakmıştım. Namazdan sonra bir zat beni cemaatin içerisinde "Sen
bizim dinimizi yıkamazsın!
Salât-ü selâmı niçin terk ediyorsun?!" diye azarlamıştı. Bu, bu
uygulamanın o yörede gerekli
görüldüğünün bir delilidir ve Ibn Abidin'e göre terk edilmesi
gerekmektedir. Müezzinin
vazifesine gelince, isminden de anlaşılacağı gibi ezan
okumaktan ibarettir. Sahih örfün
yüklediği görevler de şer'an görev sayılır. Mevcut
kanunların yüklediği görevleri ise DIB
mevzuatindan öğrenmek gerekir (Namazlardan
sonraki dua adabı konusunda söylediklerimiz
ve daha başka bilgiler için bk. Nevevi,
el-Ezkar, 57 vd.; Tahtavî, 252-260; Fetavây-i
Bezzazıyye, VI/378; Heysemî,
E1-Fetave'1-hadîsiyye, 53,80,82, 109,115; Fetavây-i Kâdihan,
NI/424; En-Namenkânî,
E1-Fethnr-Rahmanî. I/204 vd.; Halebi Kebir, 340 vd.; Halebisağir,
236 vd.; Vehbe
ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'1-Islâmî, I/800 vd).
|