|
Yazar ATALAY
|
|
Pazar, 13 Kasım 2005 |
Sıhhatini
kaybeden bir müslümanın namazın tüm şartlarını yerine getirme imkânı olmadığı
durumlarda
yüce Allah bazı kolaylıklar göstermiş ve namazı "imkânı elverdiği" şekilde
kılmasına izin
vermiştir. Hasta müslümanın tüm rükünlerini yerine getirmeyerek kıldığı bu
namaza hasta namazı
adı verilir.
İslâm'daki ibâdetlerin amacı insanı zora
koşmak olmadığı için ibâdetler katı
şekilci kurallarla çevrili değildir. En önemli ibâdet olan
namaz, günde beş defa müslümanlara
farz kılınmıştır; ancak namazın amacı Allah'ı
sürekli olarak hatırlamak, günde beş kez O'nun
huzuruna çıkıp iki namaz arasında
yaptıklarının muhâsebesini yapma fırsatını ona vermektir. Bu
şekilde günde beş kez
Allah'ın huzuruna çıkan bir müslüman kötülük duygusunu kalbinden
atıp onun yerine
Allah korkusu ve sevgisini yerleştirir. Namazın amacı bu olunca, yani insanları
kendi
rızalarıyla Allah'ın gözetimine sokmak olunca sıhhatli ya da sıhhatsiz olması bunu
yapmaya, yani Allah'ın huzurunda boyun eğmeye engel değildir. O halde hasta olan bir
müslüman bu görevini gücünün yettiği şekilde yerine getirir. Bunun bazı kuralları vardır:
Namazda; farzlar, sünnetler, müstehablar vardır.
"Sıhhatli müslüman tüm bunları
dosdoğru yerine getirerek namaz kılar. Allah, "namazı dosdoğru kılın" emrini şekil
açısından,
sadece sıhhatli olanlara farz kılmıştır. Hasta olanlar ise görünen şekil
yönünün dışında kalben,
ruhen ve tüm düşüncesiyle "dosdoğru kılmak" zorundadır.
Ona gösterilen kolaylık yapacağı
hareketler yönündendir.
Hastalığı eğer ayakta
duramayacak kadar şiddetliyse ve
ayakta durması hastalığı arttıracaksa oturarak;
oturarak kılınamayacaksa, yattığı yerde; hareket
edemeyecek durumdaysa baş ile
başını dahi oynatamıyorsa göz hareketiyle, bu da olmuyorsa
düşünceyi yoğunlaştırarak
namaz kılınır. Ama hiçbir zaman terkedilmez.
Temel ölçü
yapılabileceğinin en son
şeklini yapmaktır. Örneğin bir yere yaslanarak kılabilecekken yatarak
kılmak nefsin
kontrolüne girmenin göstergesidir ki bu yanlıştır.
Namazın diğer bir farzı
olan
okuyuşlarda da durum böyledir, dili ile okuyamıyor, dilini kullanamıyorsa kalbinden
okur.
Diğer bir kolaylık okuyuşlarını kısaltabilir ve eksiltebilir. Örneğin uzun süre
rükû ve
secdede kalması rahatsızlık veriyorsa, ta'dili erkan üzere kılınan namazda en az
üç kez
okunan
"Sübhane rabbiyel azim" ve "sübhane rabbiyel a'lâ" cümlelerini
birer kez
söyler. Örneğin son oturuşlardaki
"Allahûmmâ salli ve barik" dualarını
okumadan selâm
verebilir. Mümkün olanı en iyi şekilde yapmak, gücünün yettiği kadarını
yapmak, terketmemek
esastır. Çünkü insanın açığa vurduğunu da kalplerde gizli olanını
da bilen Allah, hastalığın
şiddetini hastadan daha iyi bilir. Ufak hastalıkları bahane edip
namazları hafifletmek ve kolaya
kaçmak ancak imanı zayıf olanların yapacağı bir
tercihtir. İmanda samimi olanların yapacağı,
gücünün tamamını kullanarak namazı hâlis
bir kalp ile kılmaktır.
Namaz öncesinde farz
olan "maddî ve manevî pisliklerden
temizlenmek" hasta için de farzdır. Gusül abdesti ve
namaz abdesti alması o an
hastalığına zarar verecekse teyemmüm alarak namazını kılar.
Yatalak bir hastanın
istenmeyen durumlar sonucunda yatağında maddî pislikler varsa ve
yatağının değiştirilme
imkânı yoksa görünen yüzeysel pislikler temizlenerek namazını kılabilir.
Elbise için de
durum aynıdır.
Hastalık durumunda şartları tam olarak yerine getirilmeden
kılınan
namazlar hastalıktan kurtulduktan sonra tekrar kılınmaz. Hasta, daha önceden kazaya
kalan namazlarını da kılabildiği şekilde kılar. Abdesti bozan durumlardan herhangi biri
sürekli
olsa; örneğin sürekli kanama durumu devam ettiği halde namaz kılınır. Ancak bir
sonraki namaz
için yeniden abdest alınır, Özürlü halde kılınan bir namazın vakti
çıkmadan özür hali sona erse
kılınan namaz tekrar edilir. Özür, bir namaz vaktinin
tamamında sürerse geçerlidir. Özür
nedeniyle elbiseye bulaşan pislikler de bu hal devam
ettiği sürece namaza engel değildir.
Ancak imkânı varsa Allah'ın huzuruna en güzel
"zinetlerini (elbiselerini) giyip durmak daha
güzeldir.
|