Islâmî
kadın elbisesi tipi sözkonusu olunca, günümüzde en çok tartışılan konulardan biri de,
"cilbab"
ın ne olduğu konusudur. Biz bu konuyu en geniş şekliyle araştırıp anlatmayı
deneyecegiz. Ta
ki, bu konuda artık tartışma olmasın ve müslümanlar bu doğrultuda bir
adım daha
ilerlesinler.
Bilindiği gibi Kur·'ân-ı Kerîm'de erkek elbisesi konusunda
detaylı açıklama
bulunmadığı halde, kadın kiyafeti konusunda detaylı sayılacak emir ve
yasaklar vardır:
Kadınlara zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları, başörtülerini yakalarını
kapatacak biçimde
üzerlerine atmaları, zinetlerini duyurmak için ayaklarını yere
vurmamaları, "cilbablarını" üzerlerine
sarkıtmaları ve süslü püslü sokaga çıkmamaları
emredilmiştir ki, bunlar işin teferruatına kadar
belirtilmesi anlamını taşır. Bunlara bir de
Resûlullah Efendimizin açıklamaları eklenirse. kadın
kiyafetinin, üzerinde ne kadar
önemle durulması gerektiğini anlamış oluruz.
Nûr
Sûresi'ndeki bir âyette Allah
(c.c.): "Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına
örtsünler" (Nûr (24)
31.) emrini vermiştir. Bu âyetten daha sonra gelen "Ahzâb" âyeti ile de
Allah
"...Mü'minler'in kadınlarına da söyle, cilbablarını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar."
(Ahzâb (33) 59.) emrini vermiştir. Işte daha sonra gelen bu "cilbab" âyeti, önceki ile aynı
şeyi
anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan başörtüsüne ilâve bir örtü ve
elbise emrediyor
demektir. İşte Islâm bilginleri bu noktadan ve bu âyetin işin başında
anlaşılıp uygulanma
biçiminden hareket ederek, "cilbab" hakkında çeşitli yorum ve
tanımlamalar getirmişlerdir. Biz
önce onları görecek, sonra da bir sonuca varmaya
çalışacağız.
Tefsirlere ve klasik
Arapça sözcüklere baktığımızda, "cilbab" için
şu değişik tanımların yapılmış olduğunu görürüz:
Kamîs (üstlük), kadınların başlarını
ve göğüslerini örttükleri ridadan küçük, başörtüden büyük
elbise; milhafe yani çarsaf,
milhafeden küçük geniş elbise, kadının normal elbiselerini örttüğü
üst elbise, vücudu
baştan ayağa örten elbise; mikna'a, yani peçe, başörtünün üzerinden
örtülen rida;
peştemalve rida, kadının bulüzünün ve başörtüsünün üzerinden büründüğü
çarsaf..
(Örnek olarak bk. Zâdü'I-mesîr VN/422 ve Sabunî N/382. Bu tanımlar "cilbâb"
kelimesinin pekçok tefsirden çıkarılan tarifinin özetidir. Öyleki, bunların dışında bir
tanımı yok
gibidir.) "Cilbab" için söylenenlerin farklı olanları bunlardan
ibarettir.
Görüleceği gibi bu
tanımlarda genellikle belirlenen ortak özellik "cilbab"ın
giyilenden çok, bürünülen ve normal
giysinin üzerine atıverilen bir üstlük
olduğudur.
Tefsircilerimiz bize cilbab'ın nasıl
giyildiğini ve uygulama biçimini de
anlatırlar. Meselâ:
Ibnü'1-Cevzî: Başlarını ve yüzlerini
örterler.
Ebû
Hayyân: "cilbablarını idnâ etsinler" ifadesi, bütün bedenin örtülmesini
anlatır. "Üzerlerine"
denmekle de yüzleri kastedilmiştir. Çünkü Cahiliyyet Döneminde kadınların
açık olan
yerleri yüzleri idi.
Ebu's-Su'ûd: Kadın cilbabı başına atar, ve kenarını da
göğsüne sarkıtır. Bu âyet; kadınlar herhangi bir sebeple çıkarlarsa, yüzlerini ve
bedenlerini
örterler anlamına gelir.
Süddî de: Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini
kapatırlar,
demiştir.
Ibn Kudâme: Cilbab (giyilmeyerek) entari üzerinden
kuşanılır.
Ibn
Abbas: Kadınlar hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç,
başlarını ve yüzlerini
örterler.
Ibn Şîrîn: Ubeyde es-Sem'ânî'ye cilbabın niteliğini
sordum: Bir çarsaf alıp
kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü
açık bırakarak yüzünü de örttü:
(İşte cilbab böyle kuşanılır demiş oldu.) (bk.
Zâdü'I-mesîr V/250; Ebu's-suûd VI/81; ibn
Kudâme, el-Mugnî I/602; Ebû Hayyân,
el-Bahru'l-muhît V/250; Sabûnî, Ravâyi N/283,
381.)
Elmalılı, âyette geçen:
"cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlattıktan
sonra şunları
ekler:
"Bu açıklamada da iki şekil vardır: Birisi, kaşlarına kadar başlarını
örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak.
(Bizler
yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.) Ikincisi de, alnının üzerinden
sıkıca
sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile,
yüzünün
ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmakdır. (1310'da Istanbul'a geldiğim
zaman,
Istanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak
şartıyla tesettür
tarzları da bu idi). (Elmalılı, Hak Dinî V/3928.)
Cilbabda renk
önemli midir? Ne örtünme
âyetleri, ne de onları açıklayan hadîsler, kadınların, şu, ya da
bu renkte cilbab giymeleri
gerektiğini söylememişlerdir. Buna göre kadın ister siyahtan,
isterse beyazdan cilbab
edinir.
Ancak ilk müslüman hanımlar ve özellikle de
Resûlullah'ın dönemindeki sahabî
kadınlar cilbabın görev ve esprısını çok iyi
kavradıklarından olacak ki, genellikle siyah rengi
tercih etmişlerdir. Meselâ Ümmü Seleme
Annemiz: "Cilbab âyeti indigi zaman, Ensâr kadınları
siyah giysilere büründüklerinden
ötürü, başlarında kargalar. varmış gibi çıktılar" (Cessâs,
Ahkâmü'l-Kur'ân NI/372;
Sabûnî N/382.) demiştir.
Şairler de cilbabı hep siyah olarak
düşünmüş olacaklar
ki, siyah ve koyu renkli konuları cilbaba
benzetegelmişlerdir.
Sonra, cilbabın
verdiğimiz tariflerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın
asıl görevi kadının zinetlerini örtmesi
ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır; bunu ise koyu
renkler daha güzel yaparlar.
Buna göre; farz ya da vâcip veya sünnet değildir ama, cilbabın
koyu renkten olması daha
güzeldir, denebilir.
Bundan olacak ki, büyük Tefsirci Alûsî
şunları
söyler:
"Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (müreffeh) hayat
süren bir çok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbise olarak giydikleri örtülerde (cilbab
olamayacakları gibi), gösterilmesi yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı
desenli
ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına böylece çıkma izni
vermeleri, bundan
hoşlanmaları ve kadınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde
dolaşması, gayret, yani
övülen kıskanma azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini
almıştır. Böyle yaygın musibet
haline gelen şeylerden biri de, kadınların,
kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da
buna aldırmamaları, hattâ çoğu
zaman da bunu bizzat kandilerinin emretmeleridir... Bütün
bunlar Allah'ın Resûlü'nün
müsaade etmediği şeylerdir. Lâhavle ve-lâ kuvvete illâ billah..."
(Alûsî,
XVNI/146.)
Bütün söylenenleri gözönünde bulundurduğumuzda, sonuç olarak
cilbab için şunlar söylenebilir:
1. Cilbab, kadının evinden çıktığında
başörtüsünün de
üzerinden büründüğü bir dış elbisesi ve üstlüktür.
2. Cilbab'in
bütün vücudu örtmesi,
genellikle en uygun model olarak görülmüştür. En azı, yakaları
örtecek kadar büyük bir
başörtüsü olmasıdır.
3. Cilbab'ın asıl fonksiyonu,
kadının vücut hatlarını ve süsünü
örtmek suretiyle, bakanlara iffetli ve namuslu bir kadın
olduğunu hatırlatmasıdır.
4.
Cilbab'da renk emredilmiş olmamakla beraber, siyah
ya da koyu renkli olması daha
makbuldur.
5. Yurdumuzda giyilen kadın giysisi
modellerinden cilbabın târifine en uygun
olanı, çarşaf ve Doğu'daki "ihram"dir. Atkı ve
omuzlarla beraber belden yukarısını örten geniş
başörtüler ve Karadeniz Bölgesinin
mendilleri de bazı tariflere göre cilbab sayılabilir.
6.
Çünkü cilbab, atılan, sarkıtılan
ve bürünülen bir giysi olarak tanımlanmış ve
uygulanmıştır.
7. Kara çarsaf iyi bir
cilbab olmakla beraber, cilbab sadece kara çarşaftır,
demek yanlıştır. Koyu renkli ve
vücut hatlarını belli etmeyecek kadar geniş abaye gibi
pardesüler de bele ve göğüslere
kadar sarkan koyu bir başörtüsü ile birlikte "cilbab" sayılabilir.
Cilbabin ilk
uygulamalarından anlaşılan sekle göre kolsuz ve bürünülen bir elbise olduğu
görülürse de
böyle olması zorunda değildir.
d) Kadın Elbisesinde Aranan
Özellikler
Islâm
bilginleri kadının avreti ve elbisesi ile ilgili olan bütün âyet ve hadisleri
gözönünde
bulundurarak kadın elbisesi için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu
belirlemişlerdir:
l. "Cilbab" âyetinde anlatılan biçimde bütün bedeni örten bir elbise
olmalıdır: Bundan sadece, fitne olmadığı zamanlarda eller ve yüz istisna
edilebilir.
2. Ince
ve şeffaf olmamalıdır: Çünkü giyinmekten maksat, bedeni
göstermemektir. Halbuki seffaf bir
elbise vücudu gösterir, hattâ bazan daha câzip hale
getirir. Dolayısı ile bu tür bir elbise giyen
bayan "zinet yerlerini göstermesinler" emrine
uymuş olmaz. Resûlullah Efendimiz, ince bir elbise
ile yanına giren baldızı Esma dan
yüzünü çevirmiştir. (Ebû Dâvûd.) Âişe annemiz, ince bir
başörtüsü ile gördüğü
Abdurrahman kızı Hafsâ'nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü
örtmüştür.
(Ibn Sa'd, Tabakât VllI/71-72; Muvatta' Lebs 6.) O zamanın imkânları ve kalın
iplikleriyle
örülen kumaşlar ince sayılabileceğine göre, günümüzde özellikle ilgi çekmek için
yapılan
şeffaf bezlerin durumu daha iyi anlaşılır.
3. Dar olup, vücut hatlarını belli
etmemelidir: Dar elbise giyen kadını Resûlullah Efendimiz çıplak saymış ve cehennemlik
olduğunu bildirmiştir. (el-Câmiu's-sağîr 332.) Yine Efendimiz (s.a.s.) bazı "giyen çıplak"
kadınlardan söz etmiş ve bunların Allah'ın lânetine ugrayacaklarını ve Cehenneme
gireceklerini
bildirmiştir. "Giyen çıplak" terimini Şerahsî:"Ince elbiseler giydiklerinden
dolayı çıplak gibi olan
kadınlardır", diye açıklamıştır. (Serahsî, Mebsût
VNI/155.)
Hz. Ömer Halife iken halka
dağıttığı bir çeşit elbisenin, vücut hatlarını
belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini
emretmiştir.(Beyhakî N/234-35; Serahsî,
Mebsût X/155.)
Kadının vücut hatlarını dışarı
vuran elbiseye bakmak o
uzuvlara bakmak sayılmıştır.
Ibn Âbidin; "Kim bir kadını
arkadan hayâle dalar ve
kemiklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennetin
kokusunu duyamaz"
hadisini delil tutarak, uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi
göstermese bile
yasaktır, demiştir. (Ibn Âbidîn.)
4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır:
Yerinde de
gördüğümüz gibi, Allah Resûlü Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle
beraber,
başkalarının duyacağışekilde koku sürünüp çıkan kadının zina etmiş gibi günah
alacağını bildirmiştir. Koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul
olunmayacağını
haber vermiştir. (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizî, edep 35; Nesaî,
zîne35; Dârimî, isti'zân
18.)
5. Erkek elbisesine benzememelidir: Allah Resûlü
Efendimiz, "erkeğe benzeyen
kadına ve kadına benzeyen erkeğe Allah lânet etsin"
buyurmuş ve böyle olanları evlerinize
sokmayın, diye emir vermiştir. (Buhârî, Libas 62;
Ebû Dâvûd, edep 53; Tirmizî, edep 34.
)
Modern tıp da bu tür görünümlerin
dengesizlik olduğunu ve gerek giyim kuşamda,
gerekse tuvaletinde karşı cinse benzeme
eğilimini "homoseksüellik"le açıklayarak, "seksüel
stimulus bozuklukları" türünden
değerlendirmesi, bu maddenin anlaşılması için çok ilginçtir.
(Ayhan Songar, Psıkıyatri,
Psikoloji ve Ruh Hastalıkları.)
6. Elbisenin kendisi de süslü
olmamalıdır: Çünkü
kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri âyetle yasaklanmıştır. Allah
Resûlü
kendisine bîat eden kadınlardan, cahiliyye kadınları gibi, zinetlerini göstererek
çıkmamaları üzere bîat almıştır. (Taberî I/79; Heysemî, Mecma'ur-zevâid VI/42.)
Kadının
yabancıya göstermediği elbisesi istediği kadar süslü olabilir.
7. Gayrı
müslimlerin özel
elbiselerine benzememelidir: Çünkü Efendimiz: "Kim hangi millete benzerse
ondandır" (Ebû
Dâvûd, libâs 4; Müsned N/50; Benzer bir hadîs için bk. Tirmizî, isti'zân 7.)
buyurmuş ve
müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.
8.
Üzerinde Kur'ân-ı Kerîm
âyetleri işlenmiş olmamalıdır. (bk. Kal'acî, Mevsû'atü-fıkh-ı
Ibrahim en-Nehaî N/590-91.
)
9. Ayakkabılar dikkat çekilecek derecede ses
çıkaracak türden olmamalıdır. Allah
(c.c.); "... Gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere
vurmasınlar.." (Nûr (24) 31.)
buyurmuştur.
Kadın süslü püslü elbiselerini namahremi
olmadığı yerde, evinde, kocasının
yanında giyecektir.
Islâm sanıldığı gibi
kadının süslenmesini ve güzel giyinmesini
yasaklamamış, tersine izin vermiştir. Hattâ altın
ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe
yasaklarken kadınlara serbest etmiştir.
Çünkü kadınlar tabiaten süslenmeye eğilimlidir.
|